TL;DR: Ali Babacan, yargının siyasi bir ‘ikna sopası’ olarak kullanılmasının hukuk devletini bitirdiğini belirterek, kayyum uygulamalarına son verilmesi ve yargı bağımsızlığının acilen tesis edilmesi çağrısında bulundu.
Yargıda Siyasetin Gölgesi Nasıl Kaldırılır?
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Meclis çatısı altında yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin hukuk sistemindeki yapısal sorunlara dikkat çekti. Yargının bağımsız karar veremediği bir düzende gerçek bir demokrasiden bahsedilemeyeceğini belirten Babacan, kararların fiilen etkisiz bırakılmasının hukuk devleti ilkesini zedelediğini ifade etti. Bu durumun aşılması için yargı mekanizmasının siyasi iradenin tahakkümünden tamamen arındırılması gerektiğini savundu.
Sürecin sadece söylemde kalmaması gerektiğini hatırlatan Babacan, komisyon raporlarındaki iyi niyetli ifadelerin somut hukuki güvencelerle desteklenmesi şartını koştu. Özellikle ifade özgürlüğü ile suç kavramının birbirine karıştırıldığı mevcut düzenin, toplumsal ikna sürecini baltaladığına değindi. Adalet mekanizmasının bir cezalandırma aracı değil, hak arama kapısı olması gerektiğinin altını çizdi.
Kayyum Uygulamaları ve AYM Kararları Neden Uygulanmıyor?
Geçmiş yıllarda Venedik Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’deki yerel yönetimlere dair uyarılarını hatırlatan Babacan, kayyum atamalarının seçmen iradesine ipotek koyduğunu belirtti. 2019 yerel seçimlerinden bu yana sistematik hale gelen bu uygulamanın, İçişleri Bakanlığı tarafından tek bir talimatla sonlandırılabileceğini vurguladı. Meclis’te 400’den fazla milletvekiline sahip partilerin rapor hazırlamak yerine yasa yapma yetkisini kullanmamasını eleştirdi.
Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Şerafettin Can Atalay kararlarının uygulanmamasını ‘sistemin kilitlenmesi’ olarak tanımlayan Babacan, güçler ayrılığının kağıt üzerinde kaldığını ifade etti. Geçtiğimiz dönemlerde yargı kararlarının hiyerarşik olarak uygulanması bir devlet geleneği iken, günümüzde mahkemeler arası yetki çatışmalarının bir yönetim biçimine dönüştüğüne işaret etti.
6.5 Milyon Genç Neden Eğitim ve İstihdam Dışında?
Ekonomik krizin sosyolojik yansımalarına değinen Babacan, TÜİK verilerine dayanarak 15-34 yaş grubundaki 6,5 milyon gencin ne eğitimde ne de istihdamda olduğunu açıkladı. Yüzde 27’ye ulaşan bu oran, son dört yılın en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçti. Bu rakam, komşu ülkeler ve OECD ortalamalarıyla kıyaslandığında Türkiye’nin insan kaynağını verimli kullanamadığını somut bir şekilde ortaya koyuyor.
Gençlerin umutsuzluk sarmalına girmesinin onları suç örgütlerinin hedefi haline getirdiğini belirten Babacan, fırsat eşitliğinin devletin temel görevi olduğunu hatırlattı. Kamu kaynaklarının liyakat yerine sadakat esasına göre dağıtılmasının, genç nesillerin ülkeye olan güvenini sarstığını ve beyin göçünü tetiklediğini vurguladı.
Türkiye’de Hukuk ve Güven İlişkisi
Türkiye’nin 90’lı yıllardaki koalisyon dönemlerinden bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi‘ne geçiş sürecinde, yargı bağımsızlığı tartışmaları hep gündemde kalmıştır. Ancak Babacan’a göre bugünkü fark, yürütme erkinin yasama ve yargı üzerinde kurduğu tam tahakkümdür. Eski Ekonomi Bakanı kimliğiyle de bilinen Babacan, hukuki güvenliğin olmadığı bir iklimde ekonomik kalkınmanın da imkansız olduğunu defalarca dile getirmişti.
Son olarak ‘Casperlar’ soruşturması gibi kamu görevlilerinin adının karıştığı suç örgütü operasyonlarını ‘kurumsal güvenlik zafiyeti’ olarak niteleyen Ali Babacan, şeffaflık çağrısında bulundu. Devlet ile parti ayrımının ortadan kalkmasının kamu etiğini bitirdiğini belirterek, adaletin yeniden tesisinin Türkiye’nin tek çıkış yolu olduğunu savundu.